CÎHAN ROJ
Kürdlerin ülkelerinin masa başında,
bilinen tabirle, cetvelle çizilmesinden sonra adeta kürd coğrafyası, “küçük
iktidarlar” ülkesine dönüşmüştür; ulusal olmayan, küçük iktidarlar, ilişkileri
darlaştırmıştır; zamanında araştırılmış olsaydı,(şu anda bile görülebilir)
aşiretten aşirete bile dili kullanma biçiminin değiştiği görülebilirdi.
Parçalanma dili yabancılaştırmış ve kısırlaştırmıştır. Öncesinde, Kürtçenin
diğer dillerle geliştirdiği ilişkiler de yok olmuştur. Temel kaynaklarla olan
ilişkinin önü kesilmiştir. Kürtçenin beynimdeki imgesi, su birikintileridir;
Kürtçe edebiyatta su birikintileri genellikle bulanıktır.
Bir şiirimde, tarihimiz taşlardaki
kınadır, önce tükürürüz, sonra ayamızdaki rengine seviniriz, diye yazmıştım. Ne
tükürmek, ne de coşarak renklerine sevinmek gibi durumlara düşmeden, o tarih
içindeki dilimiz ve edebiyatımızı anlamaya çalışmak, bizler için önemlidir.
Bu yazıyı yazmaya“Vîs Û Ramîn” i
okuduktan sonra karar verdim. Neden mi? (Şimdiye kadar yazar geçinip de “Vîs Û
Ramîn”i okumamış biri olarak mahcubiyetimi şu anda kenara bırakıyorum) Çünkü
Prof.Dr.Mehmet Kanar Vîs ile Ramîn için yaptığı sunuşta şöyle yazmış:
“Ancak, bizim görüşümüze göre Orta Asya kökenli bir kavim olan Medler
(Madlar, Matalar)ve Keyanîler (Kaylar) üzerinde yapılacak bilimsel
araştırmalarla yeni arkeolojik bulgular bu hikayenin kökenleri hakkında
muhtemelen bize daha fazla ışık tutacaktır.” (Vîs ile Ramîn, Farsça’dan Çeviren: Prof.Dr.Mehmet
Kanar, Ayrıntı Yayınları, Sayfa, 12)
Bu tür kaynakların, referansların
Kürtçe ile ilişkileri çok önemlidir. Zend Avesta, Vîs Û Ramîn, Mem û Zîn,
Mishefa Reş v.b temel eserler, hatta kültürle Kürtçenin ilişkisi daha
sistematik ve daha detaylı incelendiğinde bizler birçok yeni kapıya
yöneleceğiz.
Kürtler, dillerinin yok olmayışını, bugüne
kadar gelişini, annelerin vefası olarak ifade ederler. Bu son yüzyıl için, daha
çok Kurmancî için dile getirilebilir. Ancak meseleye daha geniş bakıldığında,
Kürtçenin başka gerçeklerden kaynaklı direngenliğinin olduğu görülebilir. Bu
gerçeklerden bir tanesi de değişik dil ve kültürlerle, temel eserlerle olan
ilişkisidir ki bu ilişki Kürtçeyi daha da derinleştirip zenginleştirmiştir.
Küçük iktidarlar dilin de
parçalanmasına yol açmıştır. Kürtçeyi tohum olarak patatese benzetmek yerinde
olur, parçalandıkça tohum olmuştur.
Yazılı kültüre olan yabancılığı terim
açısından, anlatım teknikleri açısından Kürtçenin zayıflığını tartışma konusu
yapabilir, uzun bir dönem Kürtçenin rahat nefes alamadığı belirtilebilir ancak
dil asimilasyona karşı yaşayabildi. Kürtçe, küçük iktidarların dili oldu, bir
ülkenin dili olamadı, bu gerçek ancak Kürtçe bir coğrafyanın dilidir, bu hep
göz ardı edildi! Nasıl mı, kültürel ilişkileri, tarihsel derinliğiyle. Dinler
ve dillerle olan ilişkileri, kendi içinde yaşadığı renkliliğiyle.
Toparlamak gerekirse, tarihte saklı
dil kadar dilde saklı tarihte önemlidir. Dil ve Maddecilik (İletişim yayınları,
s. 10) adlı eserde, Rosalınd Coward. John Ellıs’ın belirtiklerini okuyalım:
“Bir toplumsal bütünlüğü meydana
getiren bütün pratikler dil içinde var olduğu için, dili toplumsal bireyin inşa
edildiği yer olarak düşünmek mümkündür. Başka bir deyişle, insan, dil olarak,
toplumsal, tarihi ve bireyselin kesişme noktası olarak görülebilir…”
Bu minvalde dilin tarihsel süreç
içerisindeki ilişkileri, kazanımları ve kaybedişleri anlam kazanır. Kimi kaynak
ve referansların dile yeniden moral verip, çemberi genişletecek bir ivme
kazandıracağından söz edilebilir.
2014 Tiroj
dergisi
Yorumlar
Yorum Gönder