GÖÇMEN OLUR SAVAŞIN KELİMELERİ

 

                             CÎHAN ROJ                 

Bu ne biçim bir öyküdür ki binlerce sözcükten bir şiir oluşamıyor… Nasıl fotoğraftır bu fotoğraflar; öyküleri ateş olup tüm şiir ve öyküleri yakmakta… Ne sestir bu, nasıl bir ‘havar’dır, çocuklar korkmakta… Sabahtan akşama  ‘bir merhamettir’ almış başını gidiyor!

Bugün asıl fakirliğin ne olduğunu anladım, kelime fakiri olmuşum; yoksa sözcükleriniz, savaşın en büyük fakiri sizsiniz… Yoksa sözcükleriniz kadir kıymetiniz kalmamış demektir! Fotoğraf, ses ve havarlar, savaşta, alır sözcükleri götürür… Zihnin her yönü sözcük tenhalığını yaşar, yürekte sözcük kalmaz…

Kötüsü bu ya, yollara düşüp sözcük arayamıyorsunuz… Savaşta sözcüklerin bahçesi yoktur; şiirler matlaşır, öyküler utangaç, romanlar cümlelerini saklayıp görünmemeye çalışır… Soğuk bir sözcüktür savaş; masalların devlerini, cehennemin ateşini, serçenin tedirginliğini alır getirir… Savaş oldu mu, bütün sözcükler göçmen olur…  Ancak barış denen mevsimde kanatlanıp öykülerinize ses getirip şiirlerinize renk verirler…

Ve umudunuzu kaybetmemeye çalışırsınız; sözcükler göçse de, yüzünde sözcük saklayan taşlar vardır diye, yüreğinize biraz su serpersiniz, çocuklar vardır sokaklarda, annelerin yüreği kelimelerin diyarıdır diye cümleler kurmaya çalışırsınız…

“Her kesin bir öyküsü vardır”, isimsizdir -çoğu- halbuki… Her taşın öyküsü isimsiz olduğu gibi… Ve yaralı ayakların yanında ‘kelama tutunmuş’ bir ‘kelime’ yerde, toprağa bir öykü bırakır, bir fotoğraf olur, bir ses taşır anın zamansızlığına…

Bir kelime, bir mevsime kalır, şarkıların kendisine bıraktığı bir cümleyi anımsadığında;

“Hey özgürlük!”

Taşın yarasına mürekkep olup akan seslere tutunmaya çalışırsınız, kelimesiz… Çerçöp, rüzgar, bulut… Bir şey, bir şey sizi alıp kurtarsa o kelimesiz, soğuk, lanetli  ‘hikaye’den…  Yenilmek istersiniz bir anda; savaşmayanların yenilgisi, savaşa çocuksu gözlerle bakanların yenilgisi can yakıcıdır, hayalsiz bırakır, oyunlara boynu bükük gönderir…

Şahidiz, biliriz, oyunların en güzelidir “kelimelerin çerçisi” olmak, çığırtkanlık yapmak, savaşsız zamanlarda, hayal karşılığı, aşk karşılığı, özgürlük karşılığı kelimeleri tezgaha sermek…

Savaş hayatın yırtık giysisidir, çocuğun yüzüne mor-kırmızı renk vermiş bir hastalık ve yüreklere basılmış taşlardır savaş… Kelimeler yama olur elinde şairin, bir pantolon dikmek ister… Oyundaki sestir kelimeler, mor-kırmızı rengi değiştirmeye yeter… Ve eldir kelimeler, görünmez ellerdir, taşları alıp yüreğe kanat olmaya çalışır…

Ve avunmak yenilmek midir diye sormadan, kanatsız kalmış kelimelerle okuyucunun kapısına varıp, kapıyı çalmadan, öylece beklemek…

“Aman kimseler” duysun!

“Aman kimseler” bilsin!

Savaş kelimeleri kirletir…

Savaşmayanların yenilgisine kelimeler aranır, ağıtını kimin yaktığını bilmeden… Savaşmayanların yenilgisinin acısı büyüktür…  Çünkü siviller yenilirse resmiler kazanır! Savaş ‘resmidir’ zamanın her defasında…

                                                                      Evrensel kültür dergisi sayı:290 şubat 2016

 

Yorumlar