EDEBİYAT VE KÜRTLERİN SANATSAL KÜLTÜRÜ*

 Faysal Ceylan

Kürtçe yayın yapan birçok gazete, dergi ve internet sitesinde şiir, öykü ve makaleleri yayınlanan, 2002 yılında yayınladığı ilk yapıtı olan Ratika'yla şiirlerini okuyucunun estetik beğenisine sunan yazar/şair Cihan Roj ile sohbet ettik.

Çok merak ettiğim bir şeyi sorarak başlayayım. Sizde ve genel anlamda Kürt edebiyatçıları yapıtlarını gerçek isimlerini gizleyerek farklı isimlerle yayınlıyor. Böylesi bir gerçekliğin nedeni nedir?

Aslında bu, kimi dar tartışmalarda, bir eleştiri olarak da dile getiriliyor. Kimileri 'gizlenme' olarak bakıp eleştiriyor ki bunu doğru bir eleştiri olarak göremeyiz. Sayın Beşikçi de bu konuya değindi, onun bakışı daha olumlu ve yapıcı bir eleştiriye dayanıyordu; okuyucu ile bağ kurup bağları geliştirmeye olan etkisini önemseyerek Kürt yazarlarının asıl adlarını kullanmalarını önerdi. Edebiyat diğer alanlara benzemez, söz konusu olan eserdir, eğer okuyucuya iyi bir eser verilmişse okuyucu yazarını bulur ve tanır. Ayrıca günümüzde böyle bir durum yok; okuyucular yazarlarını, kullandıkları adlarıyla, tanıyor, yazarların çoğu da etkinliklerde okuyucusuyla buluşuyor. Evet bir dönemin atmosferinden dolayı belki de gizlenmenin etkisi de vardı. Belki de diyorum çünkü bu biraz da öznel bir durumdur. Ayrıca romantik bir tarafı da var; sonuçta içinizde yazarlığa dair bir heves, kıpırdanma söz konusu. E, sevdiğiniz, hoşunuza giden hani biraz da edebiyata giden bir isminiz olmalı. Fena da olmaz. Kimilerine göre de, belki de, asıl isim rededilmesi gerekir. Bu sadece Kürt edebiyatında olan bir şey de değildir. Açıkçası önemsemiyorum da. Kürt edebiyatında, Türk edebiyatında, dünya edebiyatında hiç görmediğimiz, tanışmadığımız, asıl ismini kullanmayan ama bizlere çok değerli eserler vermiş insanlar vardır. Cîgerxwîn'in gizlenme diye bir derdi olmamıştır ama asıl adını kullanmamış.

Bildiğimiz kadarıyla edebiyat dünyasının kapılarını şiirle araladınız. Daha sonra öykü, şiir, öykü ve son olarak da romanla bu yolculuğunuza devam ettiniz. Ve şimdi de ikinci romanınız yolda. Edebi türler arasındaki bu geçişinizin sebebini açıklar mısınız?

Coğrafyamızda her insan bir şairdir derler, bu birçok gerçeğin ifadesidir. Bizler çoğu sorunları çözemediğimiz için acıyla birlikte biriktiririz. Çok erken yaşlarda sorular sorar ve arayışa gireriz. 'Kurma'dan ziyade ilk dönemlerde, bizde biriken şeyleri anlatma isteği öncelliğimiz olur. Bazen bir tür yetmiyor. Ya da siz yetmesini istemiyorsunuz!

Sanırım arayışın da etkisi var. Herhalde durup nefes alabildiğim alan roman alanı oldu.

Kürt edebiyatının geldiği aşamayı ve gelişimini nasıl görüyorsunuz?

Bir edebiyatta okuyucunun arayışları, beklentileri, eleştirileri ve soruları edebiyatın geldiği aşama ve gelişimi hakkında bize ipuçları verir. Okuyucu artık günlük yaşamda kullanılan dar bir dille yazılmış bir öykü ya da roman beklentisine girmiyor. Neyin anlatıldığı kadar nasıl yazıldığını sorgulayan okuyucular da gün geçtikçe artmakta. Kürtçe edebiyat okuyucusu aynı zamanda Türkçe edebiyat okuyucusu olduğu için edebiyata çok da yabancı değildir.

Yine Kürt edebiyatının dünya edebiyatı ile olan ilişkisi ve durumu, referansları, çeviri sorunları tartışılmakta. Edebiyatımız şu anda kendi dışında ilişki ararken, içindeki ilişkileri netleştirmeyle, bağları çözmeyle uğraşmakta.

Sanatsal kültürün ve yaratımın gelişiminde sanatsal-estetik eleştirinin büyük bir öneme sahip olduğunu biliyoruz. Şüphesiz bu, Kürtlerin sanatsal kültürünün gelişimi açısından da yaşamsal bir değere sahiptir. Kürt edebiyatında sanatsal-estetik eleştirinin ne düzeyde olduğunu belirleyebilir misiniz?

Aslında sözlü kültürde sanatsal-estetik haz ve beğeni alabildiğince var. ilk klasiklerde sanatsal-estetik kaygı varmış. Melayê Cizîrî'nin şiirleri bunun en güzel örneğidir.

Dil ve edebiyat ne zaman ki yaşam alanı bulamamış, yasaklanmış o zaman edebiyatın ve sanatın işlevi, rolü üstlendiği misyon farklılaşmış. Yazılı edebiyatta bir döneme kadar, asıl olan mesaj olmuş. Daha sonra, toplumsal hafızaya işaret etme ve edebi olarak toplumsal hafızayı deşifre etme çabalarını görürüz. En son olarak ve günümüzde bireyi deşifre etme durumunu görüyoruz. Bu da edebiyata edebi kaygılarla yaklaşımı getiriyor

Genel anlamda sanatın, özelde edebiyatın Kürtlerin sanatsal kültürü açısından nasıl bir öneme sahip olduğunu ifade edebilir misiniz?

Sadece sanatsal kültür için değil, Kürtlerin yaşamı için de çok önemlidir. Yakın zamana kadar da (ve hala da birçok Kürt) kırkından sonra ölümü bekler bir hale girerdi. Ölümü bu kadar çabuk anmanın ve beklemenin ciddi nedenleri olmalı. Bu nedenlerden bir tanesi de yazılı kültürle, sanatsal kültürle yeterince tanışamamalarıdır. Edebiyat ve sanatın en önemli özelliği umut vermesi, yaşama anlam yüklemesi, var olan yaşam dışında yeni yaşamlar kurması ve hatırlatmasıdır. Adorno,'Sanat, insanın ütopyasını, umudunu, düşlerini saklayabileceği bir alandır.', demiş. Eğer sanat ve edebiyata uzaksanız anlık ve günlük düşleriniz çok olur, edebiyat ve sanatla onları saklayamadığınız için bir tutku söz konusu olmuyor, tutunamayan, hayalleri ve düşleri hep ölen bireylerden bahsederiz ancak.

Gîtara Bê Tel (Teli olmayan gitar) ilk romanınız. Neden Gîtara Bê Tel?

Bazı karakterlerle birlikte bir yaşamı deşifre etmeye çalıştım. Ağır-hafif, sert-yumuşak olanın farkını bir daha hatırlatmak istedim. Bir anlamıyla mağdur olan iki insanın aşkını Mardin gibi bir mekanda vermeye çalıştım. Aşkları gitara benzeyen ancak teli olmayan bir gitarın ortada olduğu bir aşk. Hafif olanın arayışı, ağır olandan kurtulma çabası. Kendimizi içinde bulduğumuz, istemeden alıştığımız dil ve üslupları altüst etmek, deşifre etmek, değişik üsluplarla tanışmak, tadı bir daha hatırlamak, yaşadığımız kimi mekanların bize sunduğu estetik hazzı hatırlatmak. Okuyucu gökyüzünü, kokuları, değişik din ve kültürlerin renklerini hatırlasın istedim.

*28.12.2009 ,Günlük Gazetesi

Yorumlar