CÎHAN ROJ
Genelde
coğrafyamızda üç mağdurun mağduriyetine dair söylenebilecek çok şey vardır.
Savaşların karanlığında gün yüzünden mahrum kalmış, iktidarların baskılarına en
çok maruz bırakılmış olanlar kadınlar, çocuklar v e diller olmuştur.
Dillerin
mağduriyeti farklı derecelerde olsa da, bu coğrafyada, genel anlamda dillerin
mağduriyetinden söz edilebilecek bir durum söz konusudur. Dil eğer canlı ise
tıpkı çocuklar gibi savaş ortamlarında, sert iktidar mücadelelerinin olduğu
yerlerde fazlasıyla mağdur olacaktır, olmuştur. Bu Kürtçenin susturularak,
adeta cezalandırılarak mağdur edilmiş olması ise diğer dillerin de bir anlamda
iktidarların kurumlarında sanattan, sanatsal ve edebi metinlerden mahrum
bırakılarak mağdur edilişidir.
İktidarların
sıkı kontrolü vardır dil üzerinde. Otoriterleşme ve tekçilik özellikle
okullarda dili tatsız bıraktırmış, slogan ve büyük büyük söylemler dili
darlaştırmış, yaşamla ilişkisini sınırlandırmıştır. Oysa bir dilin zenginliği
onun serbestliğidir, metinlerdeki ruhudur. Dille ilişkisi sert ve sloganik olan
bir çocuğun özgür bir birey olmasını beklemek boşunadır.
Demokrasi,
insan hakları gibi taleplerde bu tür gerçeklerin çarpıcılığı ve acil durumu
unutulmamalıdır çünkü çocuğu ve insanı bir anlamda şekillendiren, sağlıklı
düşünceye götüren dildir. Birey hayata dair söylemlerini dille inşa eder ve dil
ortamı ne kadar serbest ve demokratik se söylemde o kadar alternatifli
olabilir.
Genel
anlamda bir mağduriyet ve belki de travma söz konusu ise de Kürtlerde
mağduriyeti aşan bir durum var elbette, travmalar söz konusudur. Kadın durumuna
dair söyleyecek sözü kadınlar söylüyor. Kadınlar kendi elleriyle yaşama
katıldıkça birçok mağduriyetin renginin değiştiğini fark edebiliyoruz ancak
yine de bir sloganın eksik kaldığını da hatırlatmak ta fayda vardır;
‘Jin-Jiyan-Azadî’ (Kadın-yaşam-özgürlük).
Kadının
özgürlüğü bir bütün olarak yaşamı değiştirir ancak kadına en yakın olan
varlıklar söz konusudur; çocuklar ve dil.
Kürt
kadını Kürtçeyi adeta çocuğu gibi, kendinden bir parçaymış gibi taşımıştır.
Günümüzde Kürtçe modernleşmesini gerçekleştirmeye çalışıyor. Modern Kürt kadını
dilin modernleşmesine büyük katkı sağlayabilir.
Belki
de ‘Jin-zarok-ziman’(Kadın-çocuk-dil) demenin tam da zamanıdır. Bu sorunları
ortaklaştırırken, çözümleri de basitleştirebilir.
Çocuklar
ve dillerin esareti yaşadığımız birçok ağır sorunun nedenleri arasında
rahatlıkla sayılabilir.
Edebi
çalışmalarımda, özelde Kürt coğrafyasında olmak üzere, üç mağdur sürekli hayal
dünyamdaydılar. Edebiyatın kendi kurduğu yaşamda “morarmış, morartılmış,
mosmor” olanların, mağdurların, ötekilerin kendi içindeki mağdurları
hatırlatmaya fırsat verebilir miyim diye metinleri oluşturmaya çalıştım.
Her
dil bir çığlıktır bu coğrafyada, her çocuk bir çığlıktır bu coğrafyada. Biz
Kürtlerin çocuğa ve dile dair tartışmaları daha yoğun ve acil olmalıdır. Eğer
bir gelecek tahayyülü varsa, iktidarlara karşı verilen mücadele kadar,
kendimize karşı da vermeliyiz bu mücadeleyi çünkü bizde çocuk hala da
“çocuktur”! Leke ve iz tutmaz varsayılır genelde! Tam tersi iz ve lekeyi sadece
kendi yaşamına taşımıyor dil ve çocuk bütün bir geleceğe taşıyorlar.
Tüm
alışkanlıklarımız, bildiklerimiz ve hatta mücadele şeklimizi biraz olsun
düşünme zamanıdır demeye değer. Öğretmenlik yaparken, öğretmen arkadaşların
samimiyetine de dayanarak şunu kendimize hatırlatmaya çalışıyordum:
“Eğer
demokrat ya da solcuysak çocuklar halkın çocuklarıdır, eğer milliyetçiyseniz bu
çocuklar milletin çocuklarıdır ve eğer dindar iseniz bu çocuklar Allah’ın
kullarıdır, hiç bir şekilde onları üzmeye, onlardan kaçışa bizim için bahane
olamaz. Nasıl dünya mirasından söz ediliyorsa dünyadaki bütün çocuklar da öyle
bir gerçekliktir.” hani öyle ahım şahım bir açıklama olmasa da, bizim için
çapıcı oluyordu, özellikle çocukların masumiyetini hatırlattığı için.
Pratikten
bir soruyla yazıyı bitirelim; siz hiç seçim çalışmalarında çocuk sorunlarına
dair afişlere şahitlik ettiniz mi? Buna muhalefet partileri dahildir. Çünkü
çocukların oyu yoktur da ondan! Oysa oy verenler o çocukların anne, baba,
ağabey ve ablalarıdırlar!
Haziran 2015
Evrenselkültür Dergisi
Yorumlar
Yorum Gönder