CÎHAN ROJ: BİN KAPIYA AÇILAN BİR KAPIMIZ OLSUN*

 




Söyleşi: Berken Bereh


Berken Bereh
Kürt Yazar Cihan Roj uzun bir aradan sonra öykü kitabıyla okurlarının karşısına çıktı
1992 yılında Welat gazetesiyle beraber yazın hayatında adını duyuran ve sonraları Azadiya Welat, Rewşen, Jiyana Rewşen vb. dergi ve gazetelerde makale ve öykülerinden tanıdığımız Cihan Roj sonraları şiirle okur karşısına çıktı.
Bu konudaki çalışmalarını “Ratika” isimli şiir kitaplarıyla okura ulaştıran Roj, uzun bir aradan sonra “Meyman” adlı öykü kitabıyla yine Kürtçe okurlara merhaba dedi. Cihan Roj’la oldukça uzun bir zaman ve çeşitlilik arz eden bu yazın yaşamı ve şiirden sonra öyküye dönüş serüveni konusunda bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şiir ve öykü; bu serüven, şiir öykü ilişkisi ve şimdiye kadar olan süreç hakkında neler söylemek istersiniz?
Başlangıç öyküydü ama dile ilişkin problemler beni şiire yöneltti ancak öykü malzemesi aynı zamanda şiir yazma sürecinde birer engel oldular. Bir göle akan sel görüntüsü ve gerçeğiydi bir sürecin ‘ürünleri’. İki yüreğim vardı biri taştan katı diğeri hani o şair ya da edebiyatçı yüreği denilen yürek! Son zamanlara kadar taştan yürek her esere inadına renk verdi, kendini yaşattı. İçsel bunalımlar yine edebiyatın inadıyla o katı, kaba yürek öldü. Bu ölümle birlikte söz tatlılaşmaya, tomurcuklanmaya ve parçalanmaya başladı. Şiir de o annelik yüreğiyle öyküyü beslemeye başladı. Bu noktada da uzun ve derin bir zamana kadar şiir yayınlamamaya karar verdim.

Öykülerde bu şiirsel dili ya da dilin deyimsel ifade biçimini okuyucu hissedilebiliyor. Çoğu öykünün adında da bu gerçeği görürüz.
Şiir besledi. Ancak deyimsel ifade biçimi ya da damıtma, kilit tümceler gerçeği Kürtçenin tarihsel gelişimi ve gerçeğinden kaynaklıdır; yazılı edebiyat gelişmediğinden adeta her sözcük kaybolmasın diye itinayla deyimleştirilmiştir ya da deyimsel ifade söz konusudur. Dille, sözlü olarak, tarihsel, edebi ve folklorik bir hafıza yaratılmaya çalışılmıştır.

Okuyucu öykülerinizle değişik zaman dilimleri ve değişik mekanlara gitmektedir. Konular da çok çeşitli; milliyetçiliğe eleştiriden, töre cinayetlerine kadar, göçteki yaşantıdan, metropoldeki aile içi bunalımlara kadar...

Bin kapıya açılan bir kapımız olmalıdır. Kapıda edebi olan yürektir. Kapının ilk açılışıydı bu; bu anlamda bir yürek seçkisi ya da ruhun ve beynimin haritasındaki lekeleri, renkleri, derinlikleri ve izleri okuyucuya çizmek istedim.

İçsel konuşmaları ifşa etmeye çalışmışsınız. Bir yazınızda ‘perde’ sözcüğünü sevmediğinizi belirtmiştiniz. İçsel konuşmalar, sizin için perde midir?
Perde, saklı olanı, saklanmış olanı, gizli bir planı da bazen hatırlatır. İçsel konuşmalar da saklatılmış ya da saklı olanlardır. Evet, böyle bir çaba vardır. Meyman, Zazaca’da dostların, sevginin muhabbetini ifade eder aynı zaman da. Saklı söz acıdır, kahırdır, felçlidir.

Bu ifşa aynı zamanda ayrıntılarla da mümkün o zaman. Çünkü, iç dünyaların en ince noktasından başlangıçlar var...


Dogma, ayrıntıyı hep örtbas etmek ister. Edebiyat burada bir karşı duruştur. Ancak yaşamın bütünselliği de unutulacak, hiçlenecek bir şey değildir.

Karakter ve hayal yaratma en belirgin özellik olarak ortaya çıkıyor...


Belli bir dönemden sonra toplum olarak sadece somut olanla düşünmüşüz. Hayallerimiz kalmamış. Dili lal, masalı lal, dünyası lal bir durum. Edebiyatımızın temel sorunlarından biri. Zaten edebiyatla yapmaya çalıştığımız da bu. Yeniden düş sahibi olmak. Hayal kurmak. Kendi karakterlerimizi yaratmak. Kendi anadilimizle. Bu anlamda biraz delirmeliyiz çünkü “aşé dinan bé av digere” (Delilerin değirmeni susuz çalışır)

Sokaktaki insanı işaret ediyorsunuz. Karakterlerden biri, yazın çöplüğünün de olması gerektiğini ifade eder...


Bir gece, dünyadaki tüm insanların yarım saat kadar yazı yazdığını düşününüz ve süreyi toplayınız! Kaç saat insanlar kötülüklerden uzaklaşmış olur. Nicelik olarak belki de bir çöplükten söz edilebilir ancak bu aslında bir çöplük değildir. Herkesin kendisini deşifre etmeye çalışma sürecidir. Sokaktaki insandan kasıt, düşürülmüş, düşkün insanlardır. Kanatsız insanlardır. Sadece bunlar değildir. Örneğin çok zengin biri bir anlık gökten zehir yağdığını düşünmeye başladıysa o da o anda sokaktaki insandır. Herkes kusmalı. Bir zehirlenme hali vardır geniş manada.

Kadın ağırlıklı olmasının nedenlerinden biri de budur o zaman...


Anneme hitaben, siz, kimselerin göremediği günlerden gelirsiniz, siz, kimselerin duyamadığı sözlerle her sabah başlarsınız ve her akşam, üstü açık bir sözle öykünüzün kapısını aralıklı bırakırsınız, demiştim… Evet, sözlerinin üstü açık ve öykülerinin kapıları aralıklı olan insanlar ve elbette ki ilk akla gelenler kadınlardır.

Yaptığınız çalışmalar yoğunluk açısından oldukça ilgi çekici. Her öykü aynı zamanda roman olabilecek bir malzeme ya da ufku barındırıyor...
Yapmaya çalıştıklarımdan biri de buydu. Öykü, kapıları çalar ve açık bırakır. Roman, açık kapı ardındaki yaşamdır.

* Evrensel Gazetesi,
27/11/2006


Yorumlar