CÎHAN ROJ
“Ez tî mam navbera du çeman e.”(İki
dere arasında susuz kaldım)Memê Alan’dan alıntılanan bu söz Kürtçenin binlerce
yıllık yazınsal yaşamının özetidir. İki dere arasında susuz kalan ama
kurumayan, kurumayan ama hep cılız kalan, yer yer boy verip yeşeren ama bahçeye
dönüşemeyen bir dil. Ki modern dönemi düşünürsek iki dere arası değil nehirler
arası, okyanuslar arası söz konusudur.
Aynı dilin sözlü edebiyatının kaç
iklimde türlü türlü bahçeleri varken bilinen sebeplerden dolayı yazınsal dil
hep kabuk kırmayla uğraştı. Başka dillerle yazınsal olarak etkileşim
olanaklarını bulamadı, değişimi, gelişimi çok yavaş olduğu için
dinamikleşemedi.
Sıkça yapılan bir tekrar olsa da,
şimdiye kadar dilimiz ve edebiyatımızın büyük eksiklerinden biri çeviriden
yoksun olmasıydı. Bu, her dönemin sorunu olmuştur. Bilindiği gibi çeviri aynı
zamanda kültürel etkileşimi sağlıyor, farklı olanla iletişimi sağlıyor. Bu
etkileşim farklı şekilde düşünme, alternatifli düşünme, karşılaştırma ve
kendini eleştirmeyi de beraberinde getiriyor. Kürt edebiyatı gibi genellikle
yaşama ayna tutmuş bir edebiyat çeviri sayesinde yaratıcı ,kurgusal ve düşsel olanı da yakalamış olacak. Okuyucunun, yazarın dille
olan ilişkisi kalıpsa, duygusal ve slogana dayalı ilişkiden kurtulup
sorgulamaya dayalı bir ilişki halini alacaktır. Okuyucu çeviri eserlerini
okuduğunda en iyi korumanın ve geliştirmenin sorgulamayla olacağını bir daha
görecektir. Dili eleştirmeye tabi tutmaya biraz uzak bir noktadayız. Uzun
sürede çevirinin bu tür faydaları görülecektir.
Çeviriler edebiyatımıza bir heyecan
getirmektedir. Çevirilerin önemli bir katkısı anlatım olanakları ve dile
esneklik, pratiklik kazandırmaksa diğer faydası da dilin yeni kelimelerle
tanışmasıdır. Kürtlerin şehir kültürü ile olan ilişkisini düşündüğümüzde
çeviriler aynı zamanda dili kent dili yapma çabasına da önemli bir katkıdır.
Bir noktaya da dikkat çekmek gerekir; yalnızca
başka dillerden Kürtçeye çeviri eksik kalır. Kürtçeden de başka dillere çeviri
yapılmalıdır. Bu, edebiyatımız için çok önemlidir. Eleştirmeni olmayan, okuyucusunun
durumu belli olan bir dil için bu ertelenemez bir durumdur. Salt bu nedenden
dolayı değildir elbette, Kürtçe edebiyatı da dünya edebiyatına bir şeyler
katmalıdır.
Her dil bir iklimse, her dil bir karakterse,
her edebi ürün bir düş, bir yaşam ya da gerçeklikse Kürtçe edebiyatın da başka
dillere çevirisi ihmal edilmemelidir. Yazınsal olarak belirtilen durum nasıl
bir gerçeklikse Kürtçenin tarihsel süreç içinde Mezopotamya ve Anadolu uygarlıkları
ve buralardaki kültürlere, dillere ve dinlere yabancı olmaması onlarla olan
ilişkisi de başka bir gerçeklik ve zenginliktir.
Kürtçe, edebiyat dili olarak, olanakları
olan bir dildir. Verilen ürünler nicelik olarak az olmasına rağmen eğer
Kürtçeye eserler başarılı bir şekilde çevrilebiliyorsa bu, dilin olanaklarıyla
ilgilidir. Bu olanaklar daha çok sözlü edebiyat birikimleri ve dilin kendi
ilişkilerine dayanmaktadır.
Bir iki yazımda, edebiyatta bireyi deşifre
etmeliyiz, dilimizi deşifre etme zamanı gelmiştir demiştim. Yapılan ve
yapılacak çeviriler aynı zamanda edebiyatımızı daha kolay deşifre etme imkanını
da bize sunacaktır.
Çevirinin sürekli ve verimli olması
için okuyucunun da çevrilmiş eserleri sahiplenmesi ,okuması gerekmektedir. Bu,
yayınevlerine nefes aldıracak, onlar için moral olacak .
Bütün diğer yapılmış çevirilerin ve
son dönemlerde hedeflenen projelerin çok anlamlı ve umut verici olduğunu
belirtmeliyim. Ki yapılan ve yapılacak çevirilerin orijinal dillerden olması
başlı başına önem arz etmekte. Öyle görünüyor ki önümüzdeki süreçte çeviri
edebiyatı yeni tartışma alanları açacak. Çevirinin sağlıklı ve uzun soluklu
olması Kürt edebiyatının, modern dünyada,
yeni yaşamlar, yerler ve yolculuklar düşlemesi demektir.
Celal Üster, Radikal Kitap’ta,6 Nisan
2007’de,yazmak, roman ya da öykü yazmak, salt yazmak mıdır? Yoksa yazmak üstüne
düşünmek midir aynı zamanda? Bir yanıyla, daha önce yazılmış olanları
yorumlamak mıdır? Şeklinde sorular sormuştu. Bu soruları Kürt edebiyat için
esas alırsak denilebilir ki edebiyatçılar artık sadece yazmakla kalmıyorlar
yazmak üstüne düşünüyorlar, yazılmış olanları yorumluyorlar .*Çeviri eserler
yorumlara renk ve derinlik katacak.
İki dere arasında susuz kalmış dilin bahçesi
çeşitlenmektedir. Gittikçe renklenip daha canlanmaktadır. Her geçen gün atılan
adımlarla dilimiz, dile gelmektedir. Çeviri gibi etkinliklerle dilin sınırları
genişlemektedir. Çeviri dile, edebiyata yöneltilen sorulara cevaptır aynı
zamanda.
Bir dilin Cervantes’e, Kafka’ya, Geothe’ye,
Victor Hugo’ya, Garcia Marquez’e, Yaşar Kemal’e, Orhan Pamuk’a, Tolstoy’a… merhaba
demesi başka bir aşk, başka bir göz ve
yolculuktur.
2009 Tiroj Dergisi
Yorumlar
Yorum Gönder