BALIKLARIN PULLARINDAN AYNA YAPMAK

 

CÎHAN ROJ

İstanbul Kitap Fuarı’nın* bu yılki Onur Konuğu Romanya’ydı. Gazetelerde, Romanya’nın, fuarda “We owe you some words / Size bazı sözcükler borçluyuz” sloganıyla yer alacağını okuduğumda, neden, nereden geldi bilmiyorum, Mardin aklıma gelmiş ve kentle birlikte coğrafyada sorulacak basit bir sorunun bizi götüreceği sonuçları düşünmeye başlamıştım.

Sahi, Romanya neden borçlu kalmıştı? Çünkü Romen diline Türkçeden geçmiş pek çok sözcük varmış. İki dil arasındaki etkileşim o borcu gündeme getirmişti.

Mardin’i coğrafyamızın aynası** olarak gördüğümüzde,  kent bize bir şeyler fısıldıyormuş gibi gelmişti bana; ‘bir de bu coğrafyada karşılıklı borçların listesi yapılsa’…

Köprülerin yıkılması için adeta her şeyin kurgulandığı bir gerçeklikte, başkalarının bazı sözcükleri köprü yaptığı başka dünyaların da olduğunu hatırlayıvermiştim. Kitap, sanat borçları hükümsüzleştiriyordu… Hatta çirkinliği güzelleştiriyordu. Hayır, çirkinlik de bir yerde bir değerdi sanatın dünyasında çünkü biz insanlar bir şeyleri çirkinleştirmiştik, sanat kirlettiğimizi temizliyordu bir anlamda.

 Mardin Bieanal’inde görüp yaşamıştık 2015’in Mayısında. Sanat eskiyi yenileştirmişti. Eskiye ruh katmıştı. Dili vardı sanatın uğradığı her mekânın. Başka başka hayatlar taşınmıştı taşın lal bırakıldığı yerlere. Bu, yeni yüzler ve yaşamlarla tanışmış bir Mardin’e tanıklık etmiştim. O zaman, doksanlarda, sendika binasında İrfan Amida ile Kawa destanını canlandırmanın heyecanını yeniden yaşamış, salçanın ıslaklığını ve yüzümdeki görüntüsünü yeniden hissetmiş ve hatırlamıştım.

Neydi yazarlığımın kentine olan borcum? Kelimelerden öte dizeler kadar borcum vardı. Yazarlıkta çok sevdiğiniz mekanlar, yaşanmışlıklar bir bohça, sandık gibidir; nostaljik, kimi zaman, acı, yaşanmamışlıklar ve yaşanmışlıklar, aşklar, emekler, mücadeleler… Her defasında ağzını ya da kapısını açtığınızda dalar gidersiniz… Aklın hükmü duygulara geçtiği anlarda ancak kurguya dönüşüyor…

Bir başına gizem miydi, saklı masal ve öykülerin yalnızlık ta dile gelmesi miydi, taşın rengiyle yaydığı huzur muydu… Sır, evet, Mardin çoğu şeyleri sır yapıveriyordu. Hep de öyle olmuştu; kentin kendi dilinin hikmeti vardı; her dil kapı kapı dolaşır diğer dillere bir tat bir renk bırakırdı…

Denizi lacivert olan kentin ‘bahar bahçe’ yanını bırakmak istemiyorum, gelin görün ki yazı da bir masaldır sonuç ta, her haliyle; evet “bir yanımız bahar bahçe” ya diğer yanlarımız; gücün şekillendirdiği, demokratik olmayan, hep ‘bir savaştan bir savaşa’  yüreğine öyküler basmış kent, kentlerimiz, coğrafyamız… Ve hep de savaşa, savaşlara kalemsiz, kağıtsız gidip hiçbir kayıt tutmayanlar kardeştiler! En acayip, en sıradan sorular sorulmalı artık şu ‘ciddi’ ve ‘büyük’ olanlara; sizin kaydınız şart-şurtunuz yok mu ki buralarda savaşlar bu kadar sık olabiliyor ve sahiden savaşlar için çok mu dualar ediliyor ki bu kadar uzun ömürlü olabiliyorlar…

Misafirlik kadar olsun bahçe dışındaki değinmelerimiz; kente teri ve kalemiyle düş bahçelerini verenlerin sözünü ve öyküsünü okumak düşsün bize. Mardin’e bir söz bırakıp bir öykü dinlediğiniz de artık sizin de bir renginiz vardır; safran tonun da güneşin yavrusu renk… “Ji Nû Ve Gîtara Bê Têl” romanımda rengin, mimarinin melankolik, nostaljik, kazandığını düşünürken neleri kaybettiğinin farkına varmış aydının Mardin’de ruhsal olarak yaşadığı deşifreyi işlemeye çalışmıştım. Bir gün tekrar bir kurgu durumu yaşanırsa belki misafirlik durumundan çıkmış olurum!

Bir kente ya da dile mi borçlu oluyor insanlar elbette hayır, dostluklardan akıp yaşama bir ses, bir renk katan borçlar da vardır… İsimlerini saygı ve sevgiyle andığım, Mardin merkez ve ilçelerde, doksanlarda emek ve demokrasi mücadelesinde dostluklar kurduğumuz güzel insanlardan söz ediyorum. Bir tanesi vardı ki, dostluğu ve Mardin’de demokratik kitle örgütü içinde, demokrasi mücadelesine kattıklarıyla, asla ‘ben’ için değil, emeğini ‘denize atacak’ kadar ermiş, esprileriyle yaşama renk katan Bedo Bal’dan söz ediyorum. Onun şahsında tüm dostları anmak istiyorum.

*“Onur Konuğu Romanya: “Size Bazı Sözcükler Borçluyuz” http://www.istanbulkitapfuari.com/

**Arapça şu muhteşem sözden etkilenerek yazıyorum(A.Vahap Omuzlar’dan alıntıyla)

“Eseylek miré min pirpir il -semek,

Vele min pirpir ıl hut!.

(Sana balıkların pullarından ayna yapacağım canavarların pullarından değil.)”

Kürtçeden “Cî ji dilan teng dibe” ( Yer yüreğe göre ya darlaşır ya da genişler), Türkçeden , Acıyı bal eyledik dizesiyle bir cümbüşe dönüştürerek…

 

                                                                                   18.01.2016  Mardin Arena Gazetesi

Yorumlar