Cîhan Roj
Yayıncılığı anlamak için yazın çevreleri,bu çevrelerde gelişen tartışmalara ve yapılan üretimlere bakmakta yarar vardır;yayıncılığın okur kitlesi genellikle bu kitleydi.Ve bu kitle ile yayıncılığın temel sorunu da hep ‘okursuzluk’ oldu.
Asimilasyon ,ekonomik imkansızlıklar ,siyasetin belli bir döneme kadar dile,edebiyata ilgisizliği gibi nedenler ,şurda kalsın ,dersek okura ve edebi yaratıma yanlış yaklaşımlar da okurla olan sorunları çözemedi.
Bu
tartışmalar ve yanlışlıklar genellikle modernlik adına yapılan,sorunun
kaynağına inilmeden,okuyucunun biraz uzak tutulduğu tartışmalardı.Okuyucu ,ben anlamıyorum
,dedikçe üreten,benim yarattığım edebi dil modern dildir.Ben modern edebiyat
yapıyorum dedi.Oysa gerçek bu değildi,hem üreten hem de okuyucu
yabancılaşmıştı.İçerik için söylenen
doğruydu ancak dilin anlatım olanakları ve ifade imkanları için bu doğru
değildi.Kürtçe’nin anlatım olanakları kullanılmıyordu.Okuyucuyu da biraz ter
dökmeye davet edemedik.Edilmiyordu çünkü biraz araştıran,Kürtçe’nin anlatım
olanaklarını öğrenen bir okuyucu çoğu eserin başka dille düşünülüp Kürtçe
sözcüklerle yazıldığı gerçeğiyle karşılaşacaktı.
Bu
hal son iki üç yıla kadar devam etti.Açıkçası modern olanı yaratma yolculuğunda
hep mola vermek durumunda kalmalar oldu.Tıkanma yaşanıyordu.Herkes ‘yeni’olanın “halsizlik”nedenlerini görmeye,biraz
da itiraf etmeye başladı.Yayıncılık ve yayınevleri de bir biçimde bu
yaşanılanları anlamaya çalışırken,bir yandan da kendine düşeni yapmaya
çalıştı.Artık yazandan,okuyucudan gelen sesleri duymaya başladılar.Sorun
netti,yazan da,okuyucu da anlatım ve ifade olanak ve biçimleriyle
tanışmalıydı.Bu onun modern olana ulaşmasını kolaylaştırıyordu.En önemlisi de
Kürtçe’de saklı olanı diğer dillere ve edebiyatlara da taşırdı.Tıpkı diğer dil
ve edebiyatlardan Kürtçe’ye taşınanlar gibi.
Son
dönemlerdeki tartışmalar,dergilerin dosya konuları,basılan eserler bu gerçeğin görülmeye başlandığını gösterir.
Bir
okuyucu Ereb Şemo’nun Dimdim eserini okuduğunda okuyucu olmanın da kolay
olmadığını görecektir.Bununla birlikte yazarlarına soracağı çok soruları da
olacaktır.Tam da bu noktada yeni tartışmalar uç verecek,okuyucu etrafındaki
halkalar pas tutacaktır.Bu da yayıncılığın önünü açacaktır.
Ereb Şemo’nun Dimdim adlı romanından alıntı yapıp çevirdim:
“O sabah,bir parça bulut dağ başından
çıkıp Dimdim Kalesi üzerine ,biraz yağış serpti,toz ve dumanı toprağa
yapıştırdı ve yine açtı.Güzel gün, bu bahar ,pençelerini yere vurdu.Bu yağış havanın kokusunu
güzelleştirdi.Böyle yağışlara biz Kürtler
kurtla tilkinin düğünü deriz.”
Böyle
yağışlara biz Kürtler kurtla tilkinin düğünü deriz.Aslında en yeni olan
budur.Bu yeniyi her dilden okuyucu sevecektir.Ya da ışığın güneşin pençesi
olarak ifade edilmesi.
Yazarı,
okuyucuyu duyan yayıncılık rotasını çizmiştir.Bu da yetmeyecektir,tüm
sorunlarına tartışma platformlarında ,daha derinlemesine yazarı ve okuyucuyu katarak
adım atmalıdır.Adımlar atılıyor da.Bir dile ruh katmanın,bir edebiyat dili
oluşturmanın kurtla tilkinin düğünü olmadığını içselleştirmeye başladık.
. 6.7.2007 Evrensel kitap eki
Yorumlar
Yorum Gönder