CÎHAN ROJ
Sis kelimesini tarihsel inkârı, asimilasyon ve Kürt dili,
edebiyatı ve kültürü ile ilgili karanlık, saklı, zor dönemlerini ifade etmesi
için kullanırken öte taraftan, günümüz Kurmanci edebiyatın sorunlarından birini
ifade etmesi için de kullanıyorum ki o da var olan melankolik durumdur. John Cheveer’in şu sözlerini anmak istiyorum:
“Hayatta en nefret ettiğim insanlar iradesiz, duygusal
tiplerdir. Başkalarına besledikleri aşırı duygudaşlık yüzünden kendi özlerinin
heyecanını yaşayamayan ve hayatın içinden bir sis gibi, herkese üzülerek,
kimliksiz geçen melankolik insanlar. “
Geleneksel tutum ve davranışlarla birlikte daha ilkokula
başlarken iradesi kırılan Kürt bireyin, duygusallaşması için de tüm şartlar
adeta hayat tarafından kendisine sunuluyor! Hemen hemen bütün mağdurlara aşırı
besledikleri duygudaşlık, çoğunlukla, ‘hayatın içinden bir sis gibi’ herkese
üzülen, ‘ kimliksiz geçen melankolik” insanların uğraştığı ve uğraşırken tüm
yaşanılanları altüst etmeye de çalışan “okuyucu ve yazar” olan bireylerin aynı
zamanda tüm nefeslerini sisi dağıtmaya harcadıkları bir edebiyattır Kurmanci
edebiyatı.
Hep sisi hatırlatan Kürt dili ve edebiyatı kimi dönemlerde
nefes dışında ılık ya da güçlü rüzgârların sunduğu aydınlık alanları
görebilmiştir; bu rüzgârların ilki yirminci yüzyılın başında gazete, dergilerle
yapılan güçlü çıkıştır. İkinci güçlü rüzgâr Kafkas Kürt edebiyatı ve Hawar
dergisi çıkışıdır. Üçüncü güçlü esiş 1980’lerden sonra diasporada yapılan
çıkıştır. Dördüncü güçlü esiş ve sisi aralama çıkışı 1990’lardır.
Diğer çıkışlar birçok dönemde tartışılmıştır. 1990’ları
tartışmadan ziyade hatırlatmakta yarar vardır. Sosyolojik durum için Hasan
Bülent Kahraman’ın 1990’lara ilişkin söylediklerini (Radikal Kitap
01.02.2014)hatırlatmakta yarar vardır:
“90’lara gelinceye kadar Türkiye politikayı 70’lerin mantığı
ve 80’lerin post-travma yaklaşımıyla ele aldı. 1970’lerde bir tek temel politik
kabul vardı: Politika devletin ele geçirilmesi, devletin yönetilmesidir.
Devleti ele geçirecek ideolojinin üretilmesidir. Dolayısıyla devlet merkezli
bir siyaset söz konusuydu. 1990’lara gelince anladık ki politika ve iktidar
sadece devletle ilgili bir şey değildir. Gerçek politika devleti ele geçirmek
değil, tabiri caizse devleti sökmek (deconstruct) meselesidir. Politika,
devletin ideolojik hâkimiyetini hayatın mikro alanlarından arındırmak
meselesidir. Böyle bakınca bu 1990’larda bomba gibi bir temel politika anlayışı
getirdi: Kimlik politikaları. Çünkü insanın kendini algılamasının en öz kavramı
kimliktir. Üç temel alanda, Müslümanlar, Kürtler ve kadınlar ortaya çıkıp,
“Bugüne kadar devlet ve ideoloji bana kim olduğumu anlattı. Bunu ortadan
kaldıralım ve ben kedimi nasıl tarif etmek istiyorsam öyle anlatayım” dendi.
İşte bu bir politik pozisyondu.
1990’lar bu büyük uyanışı getirdi. Bunun bir uzantısı olarak
devletle toplum arasında çok şiddetli bir çatışma yaşadı. Sanatçılar
kendilerini bu çatışmanın ortasında buldular. Üç çatışma alanını sanatçılar
sanata kattı. Bu sanat 70’lerde politika yaptığını zannettiğimiz sanatla kıyas
kabul etmeyecek kadar kapsamlı bir politika üretti.”
Kürtlerin kendilerini tarif edebilmeleri için kendilerini,
dillerini tanımaları gerekirdi. 1990’larda politik mücadele dışında genellikle
öğrenci gençliği, öğretmenler ve memurların kültür kurumlarıyla dil
çalışmalarına yönelmeleri, edebiyatla uğraşmaları beraberinde değişik sorularla
karşılaşmalarını getiriyordu. Başlangıçta genellikle politik bir içerik
üzerinde kendini yeniden var etmeye çalışan edebiyat peyderpey arayışlara
yöneldi, diasporadaki tecrübeleri inceleme fırsatını buldukça, dünya
edebiyatını okudukça biçim üzerinde kafa yormayı da ihmal etmedi.
Bu süreçte cılız da olsa aydın kişilik, entelektüel donanım,
edebi kişilik ile ilgili tartışmalar politik alan dışında edebi alanda da
tartışmalar yaşanmaya başlandı. Tartışmalar kaleme tutunanları hem düşündürüyor
hem de uğraştıkları alanın ciddiyetini hatırlatıyordu. İşin kolay olmadığı
gittikçe anlaşılmaya başlanıyordu. Kabul etmek gerekir ki Kürtçe öğrenmekle
yazar olmanın aynı anlama geldiği gibi kimi yanılsamalar da yaşandı, yaşanıyor,
öyle ki hayatını, yaşadığı melankolik durumun da etkisiyle, iyice kutsayan kimi
insanlar yaşadıklarının birçok edebi eser için yetebileceğine inanmaya
başladılar. İçerik ve malzeme hazırdı, eh, bunlar sözlü anlatım imkânlarıyla
pekala anlatılabilirdi! Öyle de oldu ve kimi denemelerden sonra gerçeklerle
yüzleşme yaşanmaya başlandı.
Modern imkânlardan mahrum kalan Kürtçenin tarihsel ve
folklorik imkânların kendisine yarattığı zemin üzerinde zamanla inanılmaz
başarılar sergilemesi de özellikle dile getirilmesi gereken bir başarıdır. Bu
başarı artık politik pratiklerin motive edici etkisinden daha çok etkili
olabilmektedir.
Günümüze geldiğimizde, yıllarca kapalı bir yaşama mahkûm
bırakılmış çoğu bireylerin edebiyat alanında “kapalı olma” durumunu aşmanın
önemi gittikçe kendini hissettirmektedir.
Bunun bir başına edebi ürün vermekle gerçekleşmeyeceği aşikârdır;
ürünlerin değerlendirilmesi, tartışılması, araştırmaların yapılması,
denemelerin çoğalması edebiyat için yolları çoğaltacaktır.
Bir dönem Kürtler kelimeler kaybolmasın, dillerini korumak
için şiir yazıyorlardı. O ürünler şiir sayılmasa da değerli folklor derlemeleri
olarak görülebilir. Bugün edebi alanda
entelektüel birikim, kültürel renklilik, ve edebiyata dair fikirsel altyapının
güçlenmesi için edebiyata, edebi ürünlere dair değerlendirmeler yapılıp
fikirler yazılmalıdır çünkü bu bizlere bilimsel makalelerin oluşması için fazla
bir umut vermese de kendimizi, referanslarımızı, edebiyatımızı ve dilimizi
tanıma fırsatını bize verecektir.
Referanslar, deneyimler vardır. Önemli olan edebiyatımıza
bir bütünlük içinde yaklaşmaktır. Edebiyata siyah ya da beyaz bakamazsınız.
Konjonktürel ve siyasal atmosferleri edebiyat için yanlış zeminler yapıp yanlış
temelde tartışmanın hatalarını yaşıyoruz. Misal; Kürt edebiyatı üzerinden
Kurmanci edebiyatı tartışılmadı, Mehmed Uzun üzerinden Kurmanci edebiyatı
tartışıldı, haliyle onun edebiyatı bir anlamda “kabuller” edebiyatı oldu! Şu
anda “kabuller” peşinde olmak sadece ironidir! Hatırlanırsa bir dönem Uzun’un
edebiyatı söz konusu olduğunda kabul ve ret grafikleri oluşuyordu! Bu,
görünüşte birçok fayda sağlasa da edebi zemin ve süreklilik içinde zararlı da
olabiliyor.
Velhasıl, daha çok metin, daha çok okuma ve inceleme, daha
farklı sorular… Herkesin bir öyküsü
vardır denilmiş ya bence biz Kürdlerin edebiyata dair mutlaka farklı bir sorusu
olmalıdır…
.2016
Yorumlar
Yorum Gönder