KÜRT EDEBİYATI VE HEWARİ

 


CİHAN ROJ

 

Okumayı öğrenme çabası ve ‘tanıma-isimlendirme eyleminden’ ‘okuma eylemine’ geçişte, sanırım, yeniden, belirli eserlerin ve dönemlerin tartışılması, bilince çıkarılması, içselleştirilmesi ve yeniden adlandırılması hafif bulanıklıkları berraklaştıracaktır.
Eleştirmeni yok denecek kadar az olan bir edebiyat için okuma eylemi önemsenmelidir; eylemli okuma, biraz da, okuyucu ile eleştirmen arasındaki bir mesafede duruştur.
Bu gerçeklerden hareketle Kürt Edebiyatının belirli dönemleri ve eserleri belirli periyotlarla yeniden okunmalıdır. Her okunuştan sonra yeni bir durum, yeni bir özellik elde edilip yeni sorular uç verecektir. Okuma eylemi, metni esas aldığı için yeni şeylerin keşfedileceğini bekleyebiliriz. Bugüne kadar, genellikle, metinden ziyade ansiklopedik bilgilerden ve geçmiş okumalardan elde edilenler tekrar edilip duruldu, ezberdi yapılanlar. Okuma eylemi yeniden eleştiri, anlama, çözümleme ve edebi olarak (durduğu yer kadar) yerleştirme işidir aynı zamanda.
Bu anlamda Heciyê Cindî’nin Hewarî (Yakarış) adlı romanı da tekrar okunması gereken bir eserdir. Kafkasya’daki Kürt Edebiyatı söz konusu olduğunda Ereb Şemo’nun Şivanê Kurmanca (Kürtlerin çobanı, ilk Kürtçe romandır) romanından sonra ilk anılması gereken romanlardan biri, Heciye Cindi’nin Hewari’dir. Romanın ilk baskısı 1967 yılında Erivan’da yapılmış. 2008 yılında da Lis Yayınları romanı Diyarbakır’da yayımladı.
Folklorik malzemeler, dil ve kültüre tanınan esneklik, en önemlisi de sürgün ve göçle götürülmüş hayat, Kafkas Kürt Edebiyatının içeriksel malzemesi, rengidir.
Heciyê Cindî döneminde üretilen eserlerin temel özelliği yaşanmış olanları ve yaşanılanları kaydetmek ve ‘anlatmak’tır. Acıyı ve durumları anlatmak. Her şeyi ama her şeyi bir romanda dile getirme psikolojisi birçok Kürtçe eserde olduğu gibi bu romanda da temel bir durumdur. Bu başlı başına incelenmesi gereken bir haldir; yüreğini ve beynini deşarj etme isteği mi, yoksa kaygıdan ileri gelen bir durum mudur bilinmez çoğu kez; ben ölürsem, bana bir şey olursa, benimle gitmesinler anlamındaki yaşam kesitleri buna yol açmıştır denilebilir. Nihayet Hewari kırk sekiz bölümden oluşan bir romandır, eser adeta kırk sekiz novel ya da eserin şemsiyesi gibidir.
Ancak Hewari’de değişik özellikleri görmek de mümkündür; bu romanı bir malzemeler, kesitler, harmanı olarak düşündüğümüzde bir anlatım probleminden söz edilemez; burada yazarın folklor ve birçok alandaki tecrübelerini dile aktarması, dil ve anlatımda, teknikte denemelere girişmesinin payı vardır. Başka bir şeyi de hatırlatmak gerekir, yazarın Rus edebiyatı ile olan ilişkisinin ve pratiklerinin ona imkânlar sunduğunu eserinde görebiliriz. Öyle ki, futurist olduğunu büyük bir ustalıkla metne yerleştirmiştir:
“Evet, bu köyde, kimse arkasına dönüp bakmaz, geçmiş günün ardına düşmez, hepsi ileri doğru bakıyor, gelen sabahın gününe ve yeni sabahla yenileniyorlar, ömürlerini tazeliyorlar.” Bunu sadece futurist oluşunu anlatma isteğine bağlamak yetersiz kalacaktır, aynı zaman da kurgudaki detay ve incelikleri de çok önemsediğinin belirtisi sayılabilir. Yaşama tutulan bir ayna olan roman da bu ve benzeri şeyler kurgusal bir anlama da sahiptir.
Kaba ve düz anlatımdan kaçınmıştır. Anlatım denemeleri olmuştur. Buna örnek olarak, bir olayı anlatmaya çalışır yazar, bunu bir dengbêjin söylediği bir kılamı, anlatıcı ile okuyucu arasında köprü yaparak estetize ediyor.
Aynı şekilde geniş zaman dili, olayları anlatımdaki başarısı ve en önemlisi dilinin sadeliğidir. Hareketli dili her şeyin canlandırılmasını sağlamıştır. Karekterlerin dili canlı ve aktiftir. Dile ruh katma esas amaçlarından biri olmuştur adeta. Şiirsel dilin imkânlarını kullanmıştır. Toplumsal temalar, duygusal ve öznel anlatımı, çarpıcı tasvir cümleleriyle destekleniyor: “dar bir ikindiydi, gün yolunu henüz bitiriyordu… hey çocuk, gördüklerimiz(yaşanılan acı) gitsin, dönmemek üzere… o anda, karanlığın inadından, on dördündeki ay, bulutlar arasından kendini ortaya kaydırıyordu…”
Barındırdığı olay ve gerçekliklerden roman aynı zamanda tarihi bir öneme de sahiptir; Yezidilerin, sürülen, göç ettirilen Yezidilerin dramıdır roman. İşkence çeşitlerinden tutun halkların ilişkilerine kadar, savaşın trajik izleri, sürgün, tarihsel olaylardan kişilerin başından geçenlere kadar.
Sistemler ve yönetimler Kürtlerin yaşamında olduğu gibi edebiyatında da bütün ağırlıklarıyla iz bırakmışlar. Hewari’de de, sisteme övgüleri görüyoruz; kaba övgüler; bunun biraz zorunlu bir durumdan olduğu aşikârdır, yoksa Heciyê Cindî, edebiyatın ne olup olmadığını aynı eseriyle ortaya koyuyor.
Baskılar ve soğuk savaş atmosferinin yol açtığı bir durumdur, o, sanki göstere göstere dillendirdiği övgüler! 1938’de tutuklanıyor. Sebep Celadet Bedirxan ile ilişkisi olduğu düşünülüyor. Bu bile dönemin
atmosferini ve baskıcı özelliğini yansıtmaya yeter.
Romanı kadar yaşamı da incelemeye değer Heciyê Cindî’nin, Folklor araştırmacısı, yazar, akademisyen, gazeteci, çevirmen, sözlük bilimci olan Heciyê Cindî 1908 yılında Kars'a bağlı Emançayir'da dünyaya geldi. 1990’da yaşama veda etti. Kızı Firîda Hecî Cewarî, Heciyê Cindî,Yaşamı ve Çalışmaları adlı bir kitabı ,onun yüzüncü doğum yıldönümüne ithaf etmiş.

 

. 15 OCAK 2010 BİRGÜN KİTAP

Yorumlar