Modern Kürt Edebiyatının yollarında özgürlüğün patikaları[1]*

CİHAN ROJ



Bir yazının başlığını belirlerken ilk kez bu kadar kararsız kaldığımı belirtmeliyim. Aklıma birçok başlık geldi ve her biri yazı için uygundu: “Manifesto”, “Bulanık Nehir”, “Akıntısı Olmayan Göldeki Su”, “Yollarda ve Patikalarda Edebiyat”, “Meydan Yazıdır”, “Söz, Manifesto, Yol ve Patika”; “Göllerdeki Kalmış Kirli Su”, “Kulağına Uyku Boncuğu Girmiş Edebiyat: Kürt Edebiyatı”… Bu karasızlığın sebep olduğu başlıklar, tek başına edebiyatımız hakkında bizi birçok tespit ya da yoruma götürebilir. Tespitlerden bazıları: tekrarlar, tıkanma, eksik ya da zayıf yönlerin olması, araştırmanın yeterli olmayışı…

Bu tespitler sonuçta bireysel ifadelere dayalı gibi görünse de görülen hâl tercümeye muhtaçtır, yapılacak öneriler ve öne sürülecek düşünceler artık panzehir niteliğindedir çünkü akla gelen her başlık, aynı zamanda farklı tartışma konularına da dönüşebilir. Burada edebiyatımızın şu anki hâlini yine, “uyku boncuğu” metaforunu kullanarak hatırlatıyorum ancak kimi uykular çok tatlı gözükse de fazlasının iyi gelmeyeceğini hatırlatmak isterim. Uyku hazzı ve rüyalarla yaşanan coşku belli bir saatten sonra yorgunluğa ya da kâbuslara yol açabilir.

Çeviri esnasında, başlık arayışım sırasında Amin Maalouf’un Yolların Başlangıcı romanındaki şu sert sözleri anımsadım: “Kök sözcüğünü sevmem. İmgesinden daha da az hoşlanırım. Kökler toprağa gömülür. Çamurun içinde kıvrılıp bükülür. Karanlıklarda dal budak salar, daha doğumundan başlayarak. Ağacı tutsak eder ve gözünü korkutarak beslerler: ‘Özgür kalırsan ölürsün.’ Ağaçlar boyun eğmek zorundadır, kökler onlara gereklidir.”

Maalouf’un bu karanlık ve tutsak edici kök imgesine karşı, içimde güçlü bir karşı söz yükseldi: Kökler bizi tutsak etmesin. Modern Kürt edebiyatı, özgürlüğün patikalarında ilerlemelidir. Köklerin karanlık gücünü yadsımıyoruz ancak ağaç sadece toprağa değil, aynı zamanda güneşe ve ışığa da uzanır. Modern Kürt edebiyatı, zengin mirasından beslenirken özgürlüğünü asla elden bırakmamalıdır. Karanlık köklerle aydınlık patikalar arasında kuracağımız bu özgür denge, yeni neslin en önemli duruşu olmalıdır. Âdeta Türkçe çeviride metni bira daha türeterek “Modern Kürt Edebiyatının Yollarında Özgürlüğün Patikaları” başlığını uygun buldum. Çevirinin hikâyesine dair bu kısa girişten sonra, Kürt edebiyatından kastımızın Kuzey edebiyatı (Kurmanci) olduğunu hatırlatıp çeviriye devam edebiliriz.

Mevcut Durum ve Manifesto Eğilimli Söz/Qewl’lerin1 Gerekçesi

Düşünüyorum ki bu yapay zekâ ve globalizm çağında Kürt edebiyatı yeni bir eşiğin tam eşiğinde duruyor. Bu yazı, samimi bir sohbet havasında ve yeni nesil için hazırlanmış çalışma notları temelinde şekilleniyor. Mevcut durumdan başlayacağız. Manifesto eğilimli söz ve ifadelerin neden gerekli olduğunu açıklayacağız. Poetik ve lirik qewl’leri sıralayacağız. Yenilik ruhunu yeniden hatırlatacağız. Ve sonunda, manifesto niteliğindeki sözlerin temel noktalarını yeni iddialar ve önerilerle ortaya koyacağız. Amacımız, bu yazıyla Kürt edebiyatının bazı önemli detaylarını gün ışığına çıkarmaktır.

Kürt edebiyatı, kendine özgü özellikleriyle ve atılacak adımlarla yavaş yavaş dünya edebiyatı sahnesinde de merak konusu olup ilgi çekici bir hâle gelebilir. Bir Fransız, Rus ya da Amerikalı okur Kürt edebiyatı metinlerini okuduğunda, edebiyatımızın kendi rengiyle, sesiyle özgür ve özgün olduğunu, görebilir, anlayabilir. Özellikle yeni nesil, Gilgameş mirasını Homeros’la ilişkilendirebilsin, dünya edebiyatı mirasından haberdar olsun, bu hassasiyet üzerinden Kürtçedeki ve dünya edebiyatındaki edebî miraslara canlı bir şekilde yönelebilsin. Dağların lirizmiyle dokusun, yeni biçimlerin ve yeni ruhun peşine düşsün. Dijital alanın gelişmelerini ve edebiyat alanında yapay zekâyla ilgili ufukları göz önünde bulundursun. Kürt edebiyatı için bu dönemin gerçekliklerini; melez roman, melez üretkenlik, melez atmosfer ve melez ruh hâli gibi olguları ciddiye alsın. Folkloru, edebiyat tarihinin nostaljilerini ve kendi kişisel tarihini kutsallaştırmasın. Kendi çağının kalemi olsun. Çağa göre mirastan yola çıksın; mirası değerlendirme ve arındırma yoluyla kullansın ama her türlü eski düşünceyi ve eski duruşu kararlılıkla reddetsin. Kürt edebiyatı, tam da şimdi, kendi özgün sesini küresel bir tınıya dönüştürme fırsatının eşiğindedir.


Mevcut Durumun Konforu ve Tıkanma

Kuzey Kürt edebiyatı bugün derin bir tıkanma ve tekrar döngüsü içindedir. Bu döngüde “tutucu kastlar” ve “edebî pazar” egemen konumdadır. Devletsiz olmanın ve uzun süren tarihsel inkârın yarattığı kırılganlık nedeniyle, dengbêjlikten Ehmedê Xanî’ye, Melayê Cizîrî’ye uzanan o muazzam zengin miras, klişe sloganların gölgesinde kalmış, çoğunlukla sulandırılmış ve içi boşaltılmıştır. Birçok kişi ustaların adını “kendi pazarı” için kullanmaktadır. Ehmedê Xanî’den edebî anlamda yaratıcılığa ve analize dayalı iki kuruşluk anlatısı olmayanlar, onu kendi kişisel iddialarını ve kariyerlerini yükseltmek için bir malzeme olarak öne sürüyor. Bunların zaman içerisinde sıklıkla “geminin kaptanı benim” havasında, büyük büyük sözlerle ayaklarının yere basmadığına tanıklık ettik.

Bu durum tam anlamıyla bir “iktidar koltuğu” gibidir; oturan, konforunu kaybetmek istemez. Bu yüzden çürümüş oyunların, eski hesapların ve çıkarcı ilişkilerin peşinde koşar. Ulus adına, ideoloji adına yapılan her türlü manipülasyon, gerçek eleştirinin önünü keser ve göz ardı edilmesine yol açar. Bu manipülatif atmosfer içinde yeni nesil, özellikle (Z kuşağı) büyük ölçüde engellenmekte, köreltilmektedir. Birçok genç yazar ve okur, temel edebî sorulardan uzak durmakta; kendilerine görünen tek yol, kör taraftarlıktan ve grup aidiyetinden gelen hazır kabuller olmaktadır. Araştırma, sorgulama ve derinlikli okuma ise büyük ölçüde terk edilmiştir. Elbette bu süreç ve tekrarların sıkça yaşandığı gerçeğinin yalnızca edebiyatımıza özgü olmadığının farkında olmakla birlikte bu hatırlatmalar yapılmalıdır. Dünya edebiyatında da benzer döngüler yaşanmıştır. Latin Amerika edebiyatında Gabriel García Márquez’in “büyülü gerçekçilik”i bir dönem taze bir soluk getirmişken, bugün o coğrafyanın pek çok yazarı ticari döngülerin ve tekrarların içinde sıkışıp kalmışlıktan söz edilebilmektedir. Bu örnek, tıkanmanın evrensel bir tehlike olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Ayıklama

Diğer yandan derin bir inancım var: Kürt edebiyatı, kökleriyle binlerce yıl öncesine, Aryen destanlarına, Zerdüştî inançlarına ve Gilgameş’le kurduğu kadim ilişkilere uzanan güçlü bağları sayesinde, Mezopotamya’nın edebiyat ve dil mirasının en ilgi çekici dallarını dünya arenasına taşıyabilir.

Bu, yalnızca bir koruma çabası değildir; gerçek anlamda bir ayıklama, bir yenileme ve çok daha canlı bir diriliştir. Bu manifesto eğilimli ifadeler ya da Kürt edebiyatının qewl’leri, günlük etkilerin basit bir çerçevesinden çıkan çağrılar değildir. Bunlar aynı zamanda şu gerçeklere verilmiş sert bir cevaptır; eleştirinin ve sorgulamanın kronik eksikliği, temel araştırmalara dayalı umutlu bir inancın yokluğu. Dış manipülasyonlar (Kürt dili, kültürü ve edebiyatı üzerine kurulan inkâr ve sistematik çarpıtmalar) ile iç manipülasyonlar (dar ve bazen kirli çıkarlar uğruna yapılan dezenformasyon, edebî gerçekliklerin karartılması ve yeniliğin önünün kesilmesi) edebî alanı görülmez, eleştirilmez ve reddedilmez hâlde bıraktığı sürece, tekrar döngüsü içinde debelenmeye devam edeceğiz.

Kürt edebiyatının içteki izolasyonu artık açıkça görülmelidir. Çünkü izole bir hâlde kaldıkça sorular ve gerçek değerlendirmeler “dışarıdan” gelmeyecek; bu da mevcut durumdan memnun, koltuklarında rahatça oturan tutucu bir duruşun devam etmesine yol açacaktır. Bent yapılmış ama su hâlâ gölde duruyor ve zamanla o su daha da kirli, daha da kokuşmuş hâle gelecektir! Duygusal sloganlar, kalıplar, hitaplar ve Ortadoğu’ya özgü klişe söylemlerle edebiyat bir taht, bir makam gibi sunuluyor. Bu yüzden birçok genç, yeni nesilden insan moralsiz kalıyor; kendinde reddetme cesareti ve inancı bulamıyor. Duygusallıktan, korkulardan, “ürünün başarısını yazarın yaşıyla ölçme” gibi yanlış ve boş yakınlaşmalardan, medya propagandasından beslenen bu atmosfer yeni nesli zehirliyor. Yeni nesil, bu yüzden, temel sorulardan uzak duruyor; bu da tekrarların, verimsizliğin yaşanmasına ve yeni başlayanların moralinin hızla bozulmasına yol açıyor. Eleştiriyi artık ihmal edemeyiz. Yeniliğin keskin kılıcını eski neslin bu bulanık, yaratıcı güçle üretemeyen atmosferine çevirmeliyiz. Edebiyatı kendi zamanımıza, kendi gerçeklerimize göre yeniden düşünüp tartışmak, modernize etmek zorundayız. Boş ve karalayıcı sözler çürümüş bir ağ örüyor. Sorgulayıcı olmak zorundayız. Koruma konusunda usul ve kurallara bağlı kalalım ama alandaki gürültülü manevi pazarlardan, manevi rantlardan ve çıkarcı ilişkilerden kesinlikle kurtulmalıyız.

Dipnot:

  1. Qewl: a) Günlük dilde ortak anlayış ve gönüllülüğe dayalı sözleşme. b) Êzidî inancında Tanrı’yı, melekleri ve kutsal varlıkları öven, dinî öğretileri aktaran kutsal şiirler/ilahiler.

Açıklama: Qewl’lerin edebî kökenleri, Yezidî (Êzîdî) dinî sözlü edebiyatının en üst katmanını oluşturan kutsal ilahilerdir. Kürtçe (özellikle Kurmanci lehçesi) ile şekillenmiş ritüellerde müzik eşliğinde okunan bu şiirsel metinler, Yezidî inancının teolojisini, kozmogonisini, mitolojisini ve mistik öğretilerini taşır. “Qewl” kelimesi Kürtçe’de “söz” veya “söylem” anlamına gelir. (Kaynaklar: 1. Kreyenbroek 2. Wikipedia.)

BÖLÜM 2

Eleştirinin rolü, günümüzdeki imkânlar ve seküler edebiyata dair umut

Edebiyat, ruhun gelişimi için esastır; içimizdeki manipülasyonları ve kolonyal kalıntıları eleştirebilir. Kendi dil ve edebiyatının köklerine, damarlarına özen gösterirken bir yandan eski elbisesini rüzgâra bırakıp, diğer yandan eksikliklerini cesurca kabul etmeli; kendi avantaj ve imkânlarını arındırıp güçlendirmelidir.

Dünya edebiyatının zengin mirasıyla dijital medyanın sunduğu olanakları kullanarak birçok kaynağa kolayca ulaşmalı; kendini bu alanın öznesi olarak konumlandırmalı, oradan oraya savrulmadan sistemli bir emek vermeli, derinlemesine çalışmalı ve edebiyata içtenlikle inanmalıdır. Edebiyatla eşit ve özgür bir ilişki kurmalı; onu asla araçsallaştırmamalıdır. Kürtçe yazılı edebiyatın kökleri bilinen nedenlerden dolayı, tarihsel olarak yeterince net değildir; ancak biz bu kökleri Mezopotamya edebiyatıyla olan tarihsel ilişkiler üzerinden “ayıklayabilir”, aydınlatabiliriz. Dünya edebiyatını derinden etkilemiş olan Gilgameş destanı, Kürt edebiyatı üzerinde de çok daha güçlü bir etki bırakmalıdır. Çünkü kadim kültürlerimiz birbirine yakın olmuş, uzun soluklu etkileşimler içinde bulunmuştur. Bu yaklaşım, Ortadoğu edebiyatı için “seküler ve özgür edebî ilişkiler” adına anlamlı bir model oluşturabilir. Eğer değişim beklentisi ve umutları edebiyat alanında açıkça tartışılmazsa; yalnızca nostaljiye, klasiklere yönelik duygusal koruma reflekslerine ve slogan fetişizmine dayalı tekrarlar devam eder. Edebiyatta sadece slogan tatmini hâkim olursa onun kültürel, sanatsal ve düşünsel derinliği zayıflar, sönükleşir ve zamanla anlamını yitirir. Bu yüzden eleştiri, cesur ve özgür bir zemin üzerinde yükselmelidir. Günümüzün imkânları bu dönüşümü desteklerken seküler bir edebiyat anlayışına dair umut da tam burada yeşerebilir.


Avantaj ve dezavantajlarıyla mirasların hâli

Kültür ve kültürel miraslar, hiçbir zaman devletlerin manipülasyonuna, inkârına veya projelerine alet edilmemelidir. Her kültürel ve edebî değer, kendi tarihsel gerçekliği içinde kabul edilmeli; ancak aynı zamanda bütün bölge ve dünya edebiyatı, insanlığın ortak mirası olarak görülmeli ve üzerine yeni katmanlar, yeni yorumlar eklenmelidir.

İktidarların edebiyat üzerindeki her türlü müdahalesine karşı güçlü bir duruş, cesur itirazlar ve eleştirel bir bilinç şarttır. Kürtler bu konuda tarihsel bir şansa sahiptir. Çünkü “Aryen” dillerin ve kültürlerin derin bir devamı üzerindeyiz. Birden fazla lehçenin varlığı, farklı inançların zenginliği, güçlü bir folklor, dikkat çekici sözlü edebiyat, dengbêjlik geleneği ve müziğin eşsiz uyumu; ses, ritim ve üslup açısından edebiyatımıza yepyeni yollar açmaktadır. Bu çeşitlilik, üretkenlik ve yaratıcılık için muazzam bir kaynaktır.

Elbette dezavantajlar da yok değildir. Misal, Pers devleti 1935’te Newroz’da “Persia” adını “İran” olarak değiştirerek ortak kültürel ve edebî mirası kendi ulus-devlet projesinin hizmetine sundu. “Part”lardan “Pehlevî”ye uzanan kadim kültürler bugün hâlâ “Aryen” kimliğiyle değil, ağırlıklı olarak “Pers” kimliğiyle anılmaktadır. “İran” adının seçilmesi bu açıdan büyük ölçüde hedefine ulaşmıştır.

Günümüzde yapay zekâya sorulduğunda bile analizler ve bilgiler, yazılı verilerin ağırlığı nedeniyle genellikle İran devleti adına sunulmakta; Aryen kökler ve katkılar ise sıklıkla gölgede bırakılmaktadır. Baba Tahir-i Hemedanî gibi büyük şairlerin mirası hâlâ “İranlı” olarak sunulurken, biz kendi kültürel payımızı ve tarihsel derinliğimizi cesaretle hatırlatmak, görünür kılmak zorundayız.

Yaratıcılığın ve edebiyatın gerçek gücü, bazen bizim edebiyat gibi edebiyatların “ayıklama” sürecinden geçmesiyle ortaya çıkar. Eğer edebî unsurlarımızı cesurca ayıklayıp yeni yollar ve yeni duruşlar yaratabilirsek, edebiyatımız dünya sahnesinde kendine güçlü ve özgün bir ses bulabilir; Latin Amerika edebiyatı gibi unutulmaz bir iz bırakabilir. Diğer yandan araştırma, okuma ve yaratım için büyük fırsatlar önümüzde duruyor. Eğer ham bir dünyada, ham bir dille yetinirsek kaybederiz. Ama sadeliği, saflığı, dağların lirizmini, deyişlerin gücünü, dengbêjlik üslubunu, müziğin sesini, dünya edebiyatı mirasının imkânlarını ve kendi edebiyatımızın özgün dallarını, detaylarını, rengini ve sesini ustaca bir araya getirirsek; “ikinci çocukluk” duruşuyla, özgür bir çocuk ruhunun sınırsız hayal gücüyle edebiyata yepyeni bir ses verebilir, önümüzdeki kapı ve pencereleri ardına kadar açabiliriz. Bu yaklaşım hem kültürel mirasımızı korumayı hem de onu evrensel bir zenginliğe dönüştürmeyi mümkün kılar.

Yollarda ve patikalarda, inanç ve özgüvenle yürümek ve umudu beslemek

Edebiyatta “ikinci çocukluk” gibi yaşayacağız; hayal ve samimiyetle, dağlar gibi heybetli bir lirizmle, ruh ile aklın ahenkli sırrı ve ilişkisiyle. Yeni bir nesil, cesaretle ve ciddi bir sorgulamayla Gilgameş’i yeniden hatırlatmalı, edebiyatımızda yeterince gün yüzüne çıkarmalıdır. Kürt edebiyatı, coğrafi, tarihî, sanatsal ve kültürel kendine özgü farklı yolları çağdaş bir biçimde önüne serebilir. Her şeyden önce “üslubu” kendisi için belirleyici bir etken hâline getirmelidir. Dengbêj Evdalê Zeynikê’den El Cezerî’ye… uzanan referanslardan, Hewramî kadın sanatçıların özgün üslubundan yaratıcı biçimler çıkararak yeni yollar açmalıdır.

“Dişil dil ve dağların lirizmi”, kadın dilinin özgür feminizmi ve ruh ile aklın ahenkli ilişkisi olarak yeni bir edebî model tartışılmaya değerdir. Edebî qewl’lerin dengbêj ruhuyla yaşaması için poetik ve lirik qewl’ler oluşturuyoruz ve diyoruz ki: “Meydan yazıdır, gelin meydana!” Bu, yeni nesle bir çağrıdır. Soruların ışığıyla karanlık alanları aydınlatsınlar. Eleştiri bir ışık kılıcıdır; eski nesli kendi kılıçlarıyla eleştirsinler! Ne iktidar tahtları ve tahtçıkları ne eski neslin manipülatif baskıları ve bentleri ne de geriliğin zincirleri… Edebiyat, edebî şartlarla, keşiflerle, yeni görüşlerle ve özgün yaratımlarla var olmalıdır. Edebiyatımız bir hapishane değildir; sahipsiz bir gül bahçesidir. Her zaman manipülasyonlara sorular yöneltin, doğru söyleme hakkını göz önünde bulundurun. Hemşerilik, siyasi çıkar, dostluk veya dar çevre gibi geri ilişkileri dikkate almayın; edebiyatı ve edebiyat kriterlerini öne çıkarın. Çürümüş sözleri sorgulama suyuyla yıkayın ki gerçek yüzleri ortaya çıksın. Uzun gecelerin dengbêjliğinden huzursuz Gilgameş’e kadar… Köklerinizi yıldızların ışığıyla arındırın! Derin mirası, dağlardan akan bir nehir gibi, dur durak bilmeyen bir sorgulamayla ele alın.

Aryen ilişkilerinin ve üretkenliğinin derinliğinden tutun da edebiyatımız için son derece ilgi çekici şehir ve mekânları aklınıza getirin çalışmalarınızın ruhu ve sırları için; dil ve kültür kaynaklarını gün yüzüne çıkarın. Bu miraslardan yola çıkarak edebiyatta yaratıcılık umudunu ve yeni yaşamları kendi üslubunuz ve dilinizle, imkânı az olmayan ana dilinizle anlatın; kendi özgün edebî dilinizi kurun.

Dağların lirizminin dişil dili, edebiyatımızın zirvelerine ad olsun. Yazılı söyleme hakkını akıl ve ruh mürekkebiyle verin! Söz yalnızca kelime değildir; sevgi, aşk ve özgürlük mürekkebinin kanıdır ki sayfalarda aksın. Yapay zekâ ve dijital medya çağında önemli imkânlar önümüzde duruyor. Bellek yalnızca taş değildir; yenilik ışığıyla doldurulmuş bir kuyudur. Kürtçe, dağların rüzgârı gibi edebiyata yayılsın! Kürt edebiyatı yalnızca hikâye değildir; dağların lirizmi ve destanların yaşamıyla bütün kalplere vuran özgür bir rüzgârdır. Her şeyi hakkıyla teslim edin: Ferhad ile Şîrîn’in destanının Aryen bir destan olduğunu, Fars milletinin eseri olduğu kadar Kürt edebiyatının da eseri olduğunu cesaretle söyleyin! Aynı şekilde Avesta, Rustemê Zal ve diğer kadim eserler… Şevk dolu kalbin inancıyla başlayın; manifestonuzu bir şarkı gibi söyleyin. Sözünüz olsun; tek başına bir birey olarak bile manifesto, yürüyüş, kilam ve şarkıyla olun.

Herkes kendi manifestosunun dengbêji olsun ki yeni ses her tarafa yayılsın. İkinci çocukluğu yaşayın; hayallerinizi özgür kuşlar gibi edebiyatta uçurun! “Büyüklük” yüreğini çocukluğa geri döndürün ki hayaller sınırsızca uçsun. Dağılmış bir belleği, yıldızlı gecelerle yoğrulmuş suyla yeniden inşa edin! Dişil dil ama “mağdur ve ezik” bir dişilik değil; hayata karşı boynu bükük değil. Söyleyişte en etkili etkiyi ve anlamı ortaya çıkarabilen, güçlü ve özgür bir dişilik… Ayıkla/arındır, safça… Kalemin su olsun; göllerde kalmasın, göllerle yetinmesin. Dicle ve Fırat gibi aksın, ülkeden ülkeye… Bu çağrı durgunluğa karşıdır, tekrara karşıdır, kalemlerimizi bağlayan görünmez zincirlere karşıdır.

Biz yeniden doğanın ve hayalin çocukları olacağız. Huzursuz gözlerle Gilgameş’e, Avesta’ya, uzun gecelerin kadın ve erkek dengbêjlerine bakacağız. Dağların lirizmini, kendi hikâyesiyle ilgi çekici dişil dilimizle yeniden sözün içinde sese dönüştüreceğiz. Edebiyat bahçelerinde, Melayê Cizîrî ve Ehmedê Xanî’nin verdiği gibi yazılı söyleme hakkını vereceğiz ancak yeni üsluplarla, El Cezerî’nin bize ilham ve referans yaptığı teknik hayallerle…

Dünya edebiyatının katkılarıyla, edebiyat dünyamızı daha da zenginleştirerek, Kürtçeyi sınırsız hayallerin dili yapma hayalleriyle, güçlü ve özgür birey olarak zenginleşmenin öznesi olunmalı. Dünyada dağılmış olanlar da Zagros’un dur durak bilmeyen rüzgârı gibi olsun. Edebiyatın ikinci çocukluğu, bu çağ ve zamanın saf bir yaşamına dönüşsün. Kalemler serbest olsun; korkusuz, hesapsız, taklit ve klişelerden uzak.

Bu ikinci çocukluk hem bir diriliş hem de özgür bir yaratım çağrısıdır.

EK NOTLAR

1. Not: Çeviri yazıyı, biraz formatın dışına çıkarak, hatta ek notlarla biraz genişleterek oluşturmaya çalıştım. Buna bağlı olarak, bu yazının orijinalinde yer almamış ama başka yazılarımda yer alan şu not ve soruları da burada aktarmanın yerinde olacağını düşündüm. Kürtler, Kürt tarihi ya da Kürtçe söz konusu olduğunda Kürt folklorunun, daha doğru bir ifadeyle sözlü Kürt edebiyatının zenginliği ilgili araştırmacılar tarafından dile getirilir. Uzmanlığa ya da derin bir araştırmaya dayanmadan, basit sorular sorulabilir. Bir şey zenginse eğer onun kaynakları ya da o zenginliğe sebep olan nedenleri olmalıdır. Peki, Kürtçe ya da sözlü Kürt edebiyatının kaynakları nelerdir? O çok zengin edebiyatı, şu anda, tüm lehçelerde yaşamakta olan yüzbinlerce Kürtçe kelimeyi, on binlerce deyim ve atasözünün tarihsel ve kültürel bir arka planının söz konusu olması gerekmiyor mu?

Siyasi tarih alanında sıkça vurgu yapılan Zagros Dağları’ndaki yaşamla bir başına bu kültürel ya da edebî zenginliği, özellikle dildeki zenginliği ifade etmenin mümkün olup olmadığını okuyucuya bırakıyorum. Dengbêjliği, stran ve kilamları ve daha başka özellikleri ve gelişmişliği dağ yaşamıyla ifade edebilirsiniz ancak bir dilin kelime ve diğer dil ürünleri açısındaki o zenginliği sadece dağ yaşamına bağlamak ne kadar mümkündür?

Normal bir okuyucu, kaynaklarda yer alan Hititçe, Sümerce ya da Akadcaya ait birçok kelimenin günümüzde Kürtçede yaşamakta olduğunu rahatlıkla görebilmektedir. Yine basit bir soru olarak ifade edersek, bu durum diller arasındaki kelime alışverişine işaret etmiyor mu?

Ve eğer günümüz “resmî dünyasının” (Bu ifadeyi farklı bir dünyanın ya da devletli dünyanın ifadesi olarak bırakıyorum.) tarihsel kültürel arka planı “İran”ın/aslında Perslerin mirası olarak bir kabul olarak yansıtılıyorsa Kürtlerin o mirastaki yerleri nedir? Modern Kürt edebiyatının herhangi bir okuyucusunun, gerçeklikte Baba Tahirê Hemedani’nin Kürt edebiyatının ünlü şairi olduğunu ısrarla hatırlatmasının “resmi dünyada” karşılığı yoktur, ya da zayıftır diye kültürel, edebi alandaki karşılığı nereye koyulmalıdır?

Not:

“Mezopotamya uygarlıkları, MÖ birinci binyılın ortalarından itibaren miraslarını, kökleri İran’a* (kastedilen Aryenlerdir C.R.) uzanan Perslere bırakmıştır. Onlar da bu mirası Helenistik krallıklara devretmişlerdir… Zagros’un etekleri, bölgenin ilk insanları Paleolitik Çağ yaşam alanını oluşturur; bereketli vadiler ve yüksek ovalar, çeşitli bitkiler, buğday, arpa ve yenilebilir meyvelerin yetiştiği, ilk köy topluluklarının ortaya çıkmasını sağlayan çevreleri hazırlamış ve sunmuştur…” (Kemalettin Köroğlu – Eski Mezopotamya Tarihi).


[1] Cihan Roj’un Dilop dergisinin 42. sayısında Kürtçe yayımlanan “Edebîyata Kurd a Li Serê Rê û Dirban” yazısını yine Cihan Roj’un Türkçe çevirisiyle iki bölümde okura sunuyoruz.

*Dilop Dergisi, Sayı:44, Eylül15,2026

Yorumlar