CÎHAN ROJ
Göğün enginliğinde, yeryüzünün sakinleri için güneş pek
önemli bir varlıktır. Her sabah, dağların doruklarında güneş anlam kazanır; biz
o manzaraya, o anlama ve o güzelliğe vakıf oluruz. Günlük hayatın o duru başlangıcının
ortasında, tatlı bir şafak ve günün ilk ışıklarının büyüleyici manzarası
belirir.
Şu da bir gerçektir ki dağ olmak, doruklarda olmak; haşmeti,
hakikati ve taşıdığı anlamlar kadar ekseriyetle ıssızdır, yapayalnızdır.
Yalnızlığın ve daha nice derin anlamların kendisidir.
Kürt efsanelerinde bazen dağların feryadı, iniltisi, zarı ve
figanı duyulur; o efsunlu doğalarında seslerin birbirine karıştığı anlarda!
Yaratıcılığın o engin coğrafyasında, çoğunlukla edebiyatın
sarp yollarında ya da hayatın ufukları ile dağları arasında… Şayet sen
dorukların yolcusuysan ya da idrakin ve yaratıcı ruhunla yürüyen bir dervişsen,
aynı zamanda yalnızlığı da yaşarsın; bu da işin bedelidir. Tıpkı şafak
manzarası gibi: yarattığın eserlerin güzellikleri ve hakikatleri insan için
birer armağandır, lakin sen ulu bir dağın doruğu gibi yine de yalnızsın,
ıssızsın, yapayalnızsın… Bu hikâyenin adı “göğe yakın, insanlara uzak
olmak”tır; bir lütuf mu, yoksa bir trajedi mi, kim bilebilir!
O anlık haykırışlar, iniltiler, feryatlar ve figanlar bazen
ancak senin gibiler tarafından işitilir; şayet o şansa da erişebilirsen. Çünkü
her doruk, her dağ aynı ölçüde şanslı değildir.
Hayatın her alanında ve coğrafyasında dağ gibi insanlar
vardır. Aslında onlar bu hayatın içinde, hayat için ve nice insan için kendi
varlıklarının ötesinde birer gölge, birer sığınaktır. Ne var ki geri kalmış
toplumlarda onları idrak etmek, anlamak ve yankılanan seslerindeki o gizli
uyumu duymak pek güçtür; ta ki bu hâl yeni hikâyelerin ve efsanelerin doğuşuna
sebep oluncaya dek. Çevrenizde böyle insanlar vardır; kimi zaman sessiz, kimi
zaman haykırışlarla, naralarla, inilti ve figanlarla doludurlar… Belki de
bizzat siz onlardan birisinizdir. Şayet dağ gibi oluşunuzun, doruklarda
duruşunuzun farkına varmazsanız, hayatın girdabında değersiz bir nesneye
dönüşmeniz ve kendi iç sesinizle hep feryat edip inlemeniz işten bile değildir.
Kürt efsanelerinde, rüzgârın ve aman vermez kasırgaların
zamanlarında dağlar birbirine ses verir; inler, figan eder, naralar koparır ve
sızlar. Fakat diğer dem ve zamanlarda o dağlar yine dağdır; göğe yakın, güneşin
yeniden doğduğu yerdir. Onlar ovalar ve denizler için birer sütun, birer
sığınaktır.
Yaratanlar, üretenler, sabah güneşi gibi tatlı ve alımlı
olanlar… Sokak aralarında, ıssız köşelerde ve sığınaklarda, kalemlerde ve
türkülerde var olanlar… Bizler için birer hikâye olan ama o hikâyelerini
dillerine dolamadan yalnızca rüzgârda ve fırtınalarda birbirine karıştıran
sesler…
Ve bu yazının son sözü:
Denizler dalgalarıyla arınır insan atıklarından. Dağlar da
arınır; o aman vermez fırtınalarla, o efsunlu sığınakların naralarıyla, inilti,
feryat ve figanlarıyla…
*Kürtçeden çeviri.
https://cihanroj2.blogspot.com/2026/09/tenetiya-ciyayi.html

Yorumlar
Yorum Gönder