YAŞAR KEMAL’İN ROMANCILIĞI VE KÜRT ROMANI

 CÎHAN ROJ




On bir yıl geçti Yaşar Kemal’in ölümünün üzerinden. İnsan bu sürenin üzerine durup baktığında, zamanın nasıl da hızla akıp gittiğini görüyor; fakat onun edebî kaynaklarından gelen ışık, hâlâ edebiyat gökyümüzde bir yıldız gibi parlamaya devam ediyor.DÎTAV, kültürel duyarlılığıyla onun anısına bir panel düzenliyor. Bu panelin afişini gördüğüm anda içim binlerce söylenmemiş sözle doldu. Ben de onun büyüklüğüne yaraşır bir üslupla, ağır ağır, birkaç söz söylemek istedim. Bu sözler gündelik laflar değil; dağların kayaları arasından akan bir çayın suyu gibi derin ve berrak olmalı, zengin fakat fasih, onun edebî kimliğiyle az da olsa uyumlu olmalı diye, düşündüm.Konuya dönersek, elbette Yaşar Kemal hakkında her çalışma ve etkinlik önemlidir; ancak bu önem, yalnızca bir dengbêjin katılımıyla ya da bir panele katılmakla bitmez. Yaşar Kemal, roman sanatının engin bir denizi gibi geniş olan üslubuyla, roman kaynaklarıyla kurduğu ince ve derin bağlarıyla, romanlarında verimli topraklar gibi yükselen zenginlik zemini ve arka planıyla, Kürt edebiyatı ve roman sanatı için özel bir biçimde son derece ilgi çekici bir figürdür. O, yalnızca Türk edebiyatının bir yazarı değil; sözlü edebiyatı ve Kürtlerin hayatının bazı özelliklerini de kaynak edinmiş bir yazar olmanın ötesinde, kendisi bizim edebiyatımız için de bir kaynak, bir kütüphane, yaşayan bir arşiv haline gelmiştir.Klişeler ve gerçek edebî akımlardan uzak sekanslar, ya da aşırı duygusal ve yeterince derin olmayan bazı beklentiler ile eleştiriler, onun gibi bir ustanın edebiyatımız açısından birçok yönden merak konusu olmasını ve temel, önemli soruların sorulmamasını engellememelidir. Kültür ve edebiyat alanındaki kurumlar, vakıflar ve ilgili kişiler bu konuya ciddiyetle eğilmelidir: Yaşar Kemal’in roman sanatı, onun roman kaynakları, romanlarında bir orman gibi yeşeren zenginliğinin kaynakları, roman dilinin canlı ve özgür akan üslubu ile özellikle onun tarzının kaynakları ısrarla incelenip günddeme alınmalıdır.Bunların hepsi yalnızca akademik konular değildir; aynı zamanda Kürt romanının zenginleşmesi ve özgünleşmesi için güç ve nedenleri de içinde barındırır. Bu konular dosya, panel, derin araştırmalar ve sürekli çalışmalarla edebiyat ve roman gündemimize girmelidir.Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim ve şimdi de ısrarla tekrar ediyorum: Onun tarzının kaynakları, bizim romanımız için de bir pusula gibidir; karanlık gecelerde gemilerin yolunu aydınlatan bir yıldızlardan biri gibi olabilir.Onun gibi bir usta, bazen tek bir çalışmasıyla Kürtçe için çok önemli şeyler yapabilmiş ve yapmıştır. Yaşar Kemal, kendi siyasî, toplumsal ve edebî şartları içinde Kürtçe için de önemli katkılarda bulunmuştur. Eğer başımızı onunla birlikte ağrıtırsak, tartışır, araştırır ve bilimsel-estetik bir yaklaşımla üzerine durursak, onun ne yaptığını ve Kürtçeyi korumak için nasıl peşine düştüğünü göreceğiz. Evet, Kürtçe yazmamıştır; ama Kürtçe ve Kürt kaynaklarını kendine dert edinmiş, önemli ayrıntılara özen göstermiştir. O, Türk edebiyatının bir romancısıdır; fakat aynı zamanda Kürt edebiyatı için de çok önemli bir kaynak ve kütüphanedir. Evdalê Zeynikê’yi “Kürtlerin Homeros’u” diye adlandırmıştır. Bunun anlamı nedir? Acaba biz bunu kendimize dert edindik mi; bu derin adlandırmanın ne anlama geldiğini sorduk mu?Bu, yalnızca güzel bir söz değildir; aynı zamanda onun Kürt sözlü kaynaklarını, eski türküleri, halk hikâyelerini ve halk içinde yaşayan dili bir hazine gibi gördüğünün işaretidir. Bu sorular yalnızca soru değildir; açmamız gereken yeni araştırma kapılarıdır. Böylece onun, Türk edebiyatı içinde, görülmemiş bir miras koruyucusu haline nasıl geldiğini anlayabiliriz.Bir Kürt romancısı olarak, onun edebî yürüyüşünü, orman içinden geçen yollar gibi kıvrımlı sekanslarını ve roman dünyasını, çalışmalarını hep kendime merak konusu yaptım. “Yaşar Kemal romanının dünyası” diye bir dünya vardır. Onun romanlarını okuduğunuzda o dünyanın içine girer ve başka bir hayat yaşarsınız. Karakterleriyle birlikte yürür, onların toprağıyla toprak olur, umutlarıyla umutlanır, acılarıyla acı çekersiniz. Onun romanlarını okurken kaç dünya hayal ediyoruz? Romanları yalnızca hikâye değildir; onlar umut bahçeleridir. İçlerinde özgürlük, adalet ve insanlık gülleri açar; tarih fırtınaları ne kadar vurursa vursun...Onun roman dili, hem çok zengin hem de son derece doğal ve canlıdır; kaynaklardan çıkan su gibi okuyucunun hayallerini farklı hayatlara taşır, onu derinliklere sürükler. Tarzı, kaynaklarını Kürt folklorundan, Kürt hikâyelerinden, aşk türkülerinden ve özellikle Çukurova’nın halk tarihinden alan bir tarzdır. Bu, romanın hem özgün hem de kendi derin kaynaklarına bağlı kalabileceğini gösteren bir örnektir. Bir röportajında Evdalê Zeynikê’nin  ve annesinin üslubunun kendi yazarlık tarzını nasıl etkilediğinden bahsetmiştir.İçinden geçtiğimiz bu yıllarda, Kürt edebiyatı yavaş yavaş ayağa kalkarken ve romanlarımız kendi dünyasını keşfetmeye başlarken, Yaşar Kemal’in ışığı hâlâ önümüzde bir lamba gibi yanıyor. O bize gösteriyor ki roman yalnızca hikâye anlatıcılığı değildir; o bir sorumluluktur, ihmâl edilen dile, gizlenen kültüre, tarih içinde kaybolan insanlara karşı bir kaygıdır. Onu okuyarak yalnızca romanın bazı inceliklerini ve özelliklerini öğrenmiyoruz; aynı zamanda insanın kendi kaynaklarının peşine nasıl düşeceğini, onları nasıl zenginleştireceğini ve onları modern romanının bir parçası haline nasıl getireceğini de görüyoruz.Yaşar Kemal’i derin bir saygı ve içten bir minnetle anıyorum. O yalnızca bir yazar değildi; farklı kültürler arasında bir köprüydü, karanlıkta gizlenmiş seslerin sesiydi. Biz ise hâlâ modernleşme yolunda yürüyen bir edebiyat olarak, bu köprüyü sıkıca tutmalı, derinlemesine incelemeli ve onu kendi parçamız haline getirmeliyiz.DÎTAV’ın bu paneli değerlidir. Ama gereken şudur ki, biz de geniş bir biçimde, zengin bir dille ve edebiyata gönül vermiş bir kalple onun üzerine duralım ve onun roman dünyasını kendi edebî dünyamızın ışık renklerinden biri yapalım.

Yorumlar